Akbank Sanat’ın yeni sergisi Prizma Expanded: Algının Poetikası, 10 Mayıs’ta açılıyor. 11 Mayıs – 29 Temmuz tarihleri arasında görülebilecek olan sergi, sinemamızın üç farklı jenerasyonundan öne çıkan üç yönetmenin, uzun yıllar işbirliği yaptıkları üç film profesyoneliyle birlikte ürettikleri çalışmalardan oluşuyor. Sergide yönetmen ve sinema profesyonellerinin ikili olarak ortak üretimleri olan, mekâna özgü ve deneyim tabanlı sinematik eserler sergilenecek.
Bu aynı zamanda, sanatçı ve küratör Lara Kamhi’nin ‘Genişletilmiş Sinema’ (Expanded Cinema) kavramını bütünüyle irdelemek adına kurduğu bağımsız sanat inisiyatifi Prizma’nın ‘Prizma Expanded’ olarak ortaya koyduğu ilk proje olma özelliğini taşıyor. Prizma Expanded; sosyal medya, kapsayıcı deneyimler sunan teknolojiler ve interaktif hikâye anlatıcılığı gibi iletişim ağlarının önerdiği yeni düşünme biçimlerinin farkındalığıyla, genişletilmiş sinematik sanat formlarını araştırıyor.
Sergide yer alan eserlerin bilgileri şöyle:
MİMİRAP (Reha Erdem + Florent Herry)
Yönetmen Reha Erdem ve yaklaşık otuz senedir birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Florent Herry, Erdem’in ‘Koca Dünya’ filminden yola çıkarak sergiye özel çekmiş oldukları bir sekanstan oluşan ve oyuncu Ecem Uzun’un Erdem’in kaleme almış olduğu bir rap şarkısını seslendirdiği döngüsel bir ‘gösteri kutusu’ kurguluyorlar.

VORTEX 1 / VORTEX 2 (Zeynep Dadak + Çiçek Kahraman)
Yönetmen Zeynep Dadak ve uzun süredir ortak üretimler gerçekleştirdiği kurgucu Çiçek Kahraman, Dadak’ın ‘Ah Gözel İstanbul’, Alfred Hitchcock’un ‘Vertigo’, Derek Jarman’ın ‘Mavi’ ve Agnes Varda’nın ‘Agnes’in Plajları’ filmlerinden hareketle, sinemanın yutan, içine çeken halini yarattıkları akışkan ve girdapvari yeni kurgular üzerinden yorumluyorlar.

KESİT (Deniz Tortum + Alican Çamcı)
Yönetmen Deniz Tortum ise birlikte çalıştığı ses tasarımcısı Alican Çamcı ile Tortum’un uzun metrajlı belgesel filmi ‘Maddenin Halleri’nden yola çıkarak, filmin kendi kurgusal akışını mekân ile bütünleyen ve tıpkı filmin çekimlerinde olduğu gibi, içine çekerek yabancılaştıran, kendi zamansal boyutuna hapsolmuş bir alan deneyimi sunuyor.

Genişletilmiş Sinema – Expanded Cinema nedir?
Lara Kamhi’nin bu soruyu şu şekilde cevaplıyor: “Steven Spielberg’ün, sanal alemin izleyiciyi hikâye anlatıcılarından yön almamaya ittiğine ve kendi seçimlerini yapma konusunda çok fazla serbestlik sağladığına dikkat çekmesine karşın, Morton Heilig’in ‘geleceğin sinemasının artık görsel bir sanat değil, bilinç sanatı olacağı’ şeklindeki tahmini oldukça yerinde sayılır. Günümüzde sinema, 1800’lü yılların sonu ve 1900’lü yılların başlarındaki deneysellik furyasıyla karşılaştırılabilir nitelik kazanmışken, belki de geç kalınmış bir soruyu nihayet sorabiliyoruz: “Ya ‘hikâye anlatımı’ (Storytelling) ile ‘hikâyeyi yaşamı’ (Storyliving) arasındaki fark kaybolmamış, aksine hiç var olmamışsa?”
1960’lı yılların batı dünyasında televizyon evlere iyice yerleşirken, dijital kameraların üretimine başlandı ve sinemaya gitme deneyimi kitleler arasında yaygınlaştı. Bu süreçlere cevaben bir yandan video sanatı oluşurken diğer yandan da sanatçı Stan Van Der Beek’in ‘The Culture: Intercom’ başlıklı manifestosunda ilk defa ‘Genişlemiş Sinema’ tanımını kullanıldı. Van Der Beek manifestosunda; ‘çığırından çıkmakta olan teknolojinin tehlikeli yönlerine’ dikkat çekerken, evrensel bir lisan yaratımının aciliyetine de değiniyordu. Bunun ancak evrensel bir deneyim üzerinden kurgulanabileceğini savunarak sinematik deneyimi genişletip, alternatif ve radikal yaklaşımlarla, ona interaktif bir boyut kazandırmayı teklif ediyordu. Böylelikle bilim, sanat ve teknolojiyi merkezine alan, kurgulanmış sinematik deneyimler şeklinde tasarlanmış ve ‘sinema genişledikçe, bilinç de genişler mi?’ sorusunu soran ‘Genişletilmiş Sinema’ akımı belirdi. Galeri veya kamusal alanlarda filmleri mekânsallaştırarak baştan kurgulayan bu eserler gözlemcilere etken roller verip, onları hikâye ve kurgu yaratımına dahil ediyor; televizyonun veya sinema salonunun sunduğu tek yönlü anlatımlara karşın, sinematik deneyime yeni boyutlar kazandırıyor.
Küratör Lara Kamhi, bu sinematik deneyimi: “Film izleme deneyimi tarih boyunca kitlelerin, onlar için tasarlanmış ve kurgulanmış deneyimlere vermiş oldukları tepkiler doğrultusunda şekil almış, dönüştükçe de gerçek hayat sanrısına yaklaşmaya çalışmıştır. Gözlemciye, kendi varlığını unutturacak kusursuz bir hayalin peşine düşen sinema kendi kodlarını yarattıkça, dönüşümlü olarak da kitlesel algının oluşumunda büyük bir rol oynamıştır. Böylelikle seyircinin en temel talebi, zihni ve bedeninden uzaklaşabileceği mutlak bir teslimiyet alanı olmuştur. Bu arayışın hipnoz, meditasyon ve hatta rüya kadar eski olduğunu göz önünde bulundurursak, belki de bu simülasyonlar dünyasının bir geri dönüşü olmadığını kavramamız kolaylaşabilir” sözleriyle yorumluyor.